22 Mart 2020 Pazar

Haşmet Babaoğlu Aslında Kimdir?

Bazı ölümler vardır, ancak çürümüş ceset kokmaya başlayınca farkına varırsınız. Yaşarken çoktan "önemsizleşmiş ve değersizleşmiş" bir zavallının cenazesi bile farkedilmemiştir ki birileri onu gömmeyi akıl edebilsin. Haşmet Babaoğlu denen garibanın "beyin ölümü" işte böyle bir sefalet öyküsüdür.


Koronavirüsü salgını dolayısıyla özveriyle çalışan sağlıkçılara her akşam saat 21.00'de alkışlarla destekte bulunuluyor. Kısa sürede tüm ülkede yayılan ve şu zor zamanlarda hepimizin içinde yeniden umudu doğuran bu dayanışmaya Haşmet Babaoğlu'ndan sert tepki geldi.

Twitter hesabından paylaşım yaptı:

-"Ben bu saat bilmem kaçta alkış vs işlerini yutmam, katılmam da. Bu kampanyanın nasıl kötüye kullanıldığını defalarca gördüm. (...) Bir takım pisliklerin bu alkış kampanyasını nasıl sevinçle karşıladığını da buradan görüyor, izliyorum."

Ne ilginçtir ki... Hemen akabinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi de saat 21.00'de sağlıkçıları alkışlayınca yazdığı tweeti sildi, hesabı kapattı ve ortalıktan kayboldu...

Sahi kimdir Haşmet Babaoğlu?

65 yaşında. 8 Mayıs 1955'de Bursa'da doğdu. Sosyoloji mezunuydu.

İstanbul'da yıllarca basında editörlük yaptı. Edebiyat dergilerine yazdı durdu. Romantik aşk hikâyeleri anlattı. Entelektüel görünmenin raconuydu; aksesuarları, keskin bakışıyla küçük hayranlarının kalbini çalan havalıydı!

Kitaplar çıkardı: 1998 yılında, “Herkes birbirine sevgi herkese karşı”, 2001 yılında “Bekle beni gelmeyeceğim”, 2004 yılında, “Haydi kıralım hayallerimizi”

Hiç okunmadı. Hiç yaratıcı değildi çünkü. Kopyacıydı.

Umduğunu bulamadı edebiyatta. Her “olmak” isteyip olamayan gibi kendine olan güveni yitirdi; ve ne sevmeyi bildi, ne de dost kalabildi kimseyle...

Zayıflıklarına esir düştü; ünlü olmak için her yola başvurdu. Gazeteci bile dövmeye kalkıştı; yeter ki hakkında konuşulsun! Şöhret hastalığına yakalanmıştı...

HINCAL ULUÇ ÜN YOLUNU AÇTI

Hayatını değiştiren kişi, Hıncal Uluç oldu. Elinden tutup merkez medyanın vitrinine koydu.

NTV'de “90 dakika “ adlı programda Hıncal Uluç'un uzun konuşmaları ve kahkahaları arasında soluklandığı anlarda, “Şimdi meseleye şuradan bakmak lazım Hıncal abi” dediğini hatırlar mısınız? Ve... Tam bir şeyler anlatmak üzereyken reklam arasıyla hevesi kursağında kalan kişiydi Haşmet Babaoğlu...

Ekran ona; yazarak, yaparak değil görünerek meşhur olunacağını öğretti! İmaj her şeydi...

Mesela, o vakitler Alaçatı da tatil yapmak bunlardan biriydi. Oysa... Çocukluğunun en güzel yazları Ayvalık'ta geçmişti; zeytin ağaçlarının gölgesinde. Ayvalık- Darıca arasında geçirdiği unutulmaz yazları unutmak istiyordu artık. Niğde gazozunu çok severdi ama gazoz çok gerilerde kalmıştı; anımsamak istemediği taşra günlerinin sembolüydü.

Sevgilisi Ayşe Özyılmazel'in hayatını yaşamaya başladı. Nişantaşı meskeni oldu. Gurme geçindi; iyi şarap nerede içilir, kaliteli rakı balığın adresi neresidir yazdı durdu; ama yine olmadı işte.

TV programları yaptı. Hiçbiri yine olmadı; beceremedi bir türlü.

Mahalle değiştirmeye karar verdi; kabul göreceği bir mahalleye transfer oldu. “Yeni Türkiye” söylemleriyle, Cumhuriyet'in tüm toplumsal değerlerine düşman kesildi. Yazdığı her sözcükte kendine, anılarına, geçmişine lanet etti...

Komik hallere bile düştü:

Bir keresinde TKP Genel Başkanı Erkan Baş için, “sağcı gibi gülüyor” dedi. Ne demek istediğini kimse anlamadı.

Nazım Hikmet için, “Nazım'da hikmet yoktu” dedi; edebiyatçılığı bu kadardı; kelime oyunu yapmak!

Yine... Bir TV programında “Haydarpaşa garının alışveriş merkezi olmasını istemeyiz ama olursa da seviniriz” dedi.

Böyle bir türlü sonu gelmeyen cümleler kurdu. Öyle ya... Ne kadar anlaşılmazsa o kadar “felsefi” değil miydi sözcükler!

İnsan üzülüyor: Ne kadar edebiyatçı olamasa da o kaleminden sevgi, incelik, aşk damlayan adam gitti. Yerine... Kaleminden öfke, nefret ve kin akıtan adam geldi...

Hep kolay olanı seçti çünkü.

Sonuçta en acısı gerçekleşti; utanmayı unuttu...

“YENİ TÜRKİYE”NİN CAZGIRI

Evet... “Değerini” bilemeyen, onu baş tacı etmeyen “eski mahallesine” düşman kesildi; “yaşasın yeni mahallesi!”

Cumhuriyet ile, kurucular ile, CHP ile, Kemal Kılıçdaroğlu ile, Gezi'deki çocuklar ile, onlara destek olanlar ile derdi tasası bitmedi.

Aslında... Olmak isteyip de kabul görmediği “mahallesinden” nefret etti.

Tarık Akanların bulunduğu Sanat Meclisi'nin “11 Mart'ta Berkin Elvan için, Adalet İçin Hayatı Durdur” adlı hazırladıkları video için, “Evet, hayatı durdurun... Bütün ufku Cihangir ile Nişantaşı arasında sıkışıp kalmış bir dünyanın eziklikler, hırslar ve hınçlarla tıka basa dolu hayatından ne olacak” dedi.

Yazdı... Yazdı... İçindeki büyük yaralarının irinini dışa akıttı; ama iyileşmeyi beceremedi bir türlü...

Haşmet Babaoğlu'nun yaşam hikâyesi; şöhrete yenik düşerek her türlü güce biat eden, kısır-yenik aydınların öyküsüdür...

Cüreti de buradan geliyor:

Olmak isteyip de bir türlü olmayı beceremediği adamadır Haşmet Babaoğlu denen zavallının öfkesi.. Engin Ardıç misali "iğrençleşerek çürüyen" bir diğer sefil portredir ona bakınca gördüğümüz.