19 Ocak 2017 Perşembe

Türk Çizgiroman Kahramanları - Genel Değerlendirme


Çizgi-romanlar konusu irdelenecekse şu soruyu sormamız gerekiyor:
Çizgi-roman kahramanı kimdir?
 
Bir çizgi-roman kahramanı öyle biri olmalıdır ki, başından geçen olaylar "macera" olabilecek kadar ilginç ve sürükleyici olsun. Öyle bir figür olmalı ki sıradan insanlardan ayrılsın. Ama bir taraftan da büsbütün inandırıcılıktan yoksun olmamalı,öyle ki okuyucular kahramanın şahsında kendilerinden de bir şeyler bulabilmeli, kendini onunla özdeşleştirebilmeli…

Türk çizgi-roman kahramanları; Türk okuyucular için, onların beklentilerine göre dizayn edilmişlerdi. Değil mi ki çizgi-roman kahramanı dediğin figür, aslında okuyucunun kendi hayallerini, özlemlerini ve fantazilerini bulduğu; kendisini özdeşleştirdiği bir simgedir; Türk çizgi-roman kahramanlarına bakarak, Türk insanının "kahraman"dan ne anladığını, ne gibi hayal ve fantazilere sahip olduğunu kabaca kestirebiliriz.

Eğer çocuk dergilerinde yeralan öğretici (didaktik) veya mizah dergilerinde yeralan eğlenceli (karikatüristik) naif ve basit çizgi-roman kahramanlarını bir kenara bırakacak olursak, Türk çizgi-roman kahramanlarının genel şablonunu şöyle ortaya koyabiliriz:

1- Türk çizgi-roman kahramanlarının hemen hepsi askerdir (veya akıncıdır, Padişahın veya Hakanın fedaisidir) Kahramanlığı, genelde liderine ve davasına bağlılıktan kaynaklanır. Çok sıkı silah kullanır. Sık sık gizli görevler üstlenip düşman ülkelere sızar. Asla sarhoş olmaz. Yalan söylemez, dedikodu yapmaz.

2- Dava adamı ve asker de olsalar, tarihi Türk çizgi-roman kahramanları düzenli bir orduya mensup değildirler. Mesela Yeniçeri olmazlar. Üniforma vs. giymezler. Yoksa tek başlarına gavur illerine gidebilirler miydi? O nedenle serbest takılmaları yadırgatıcı değildir. Yüzbaşı Volkan bile pek çok macerasında sivil giysilerle gizli görevlere girişir.

3- İlk iki maddeden olmak üzere, Türk çizgi-roman kahramanı "kendi adına ve kendi inisiyatifiyle” hareket etmez. İlla ki, devletin başındaki bir takım otoritelerin vereceği emir ve görevler yerine getirilirken kahramanlık yapılacaktır. Eğer intikam falan alınacaksa, bu iş 'esas görev' deruhte edilirken, vazife bilincinden şaşmadan, araya sıkıştırılır. Kahramanlık işi emir-komuta zinciri içinde yapıldığı için de, kahramanımız yaptığı veya yapmadığı işlerden dolayı asla pişmanlık duymaz. Özeleştiri yapmaz.

4- Türk çizgi-roman kahramanı bekar bir erkektir. Kadınların hemen hepsi Türk kahramana hayrandır. Yabancı (ve/veya düşman) ülkelerdeki kadınlar da (ki bunların arasında bazen düşman ülkenin Kraliçeleri, Prensesleri vs. de bulunur) Türk kahramana aşık olurlar ve kendilerini ona sunarlar. (Yüzbaşı Volkan bile, Sovyet Subayı Yüzbaşı Olga'yı gördüğü yerde yatay pozisyona geçmiyor muydu?) Türk kahraman ise (ki her zaman çok yakışıklıdır) hiçbir kadını geri çevirmez, memnun etmeden bırakmaz! Sevişme kısımları bir güzel resmedilir ve okuyucu buraları çok sever. Ama sonuçta kahramanımız hiçbir kadına bağlanmadan kutsal görevine geri dönecek, yeni maceralara ve yeni kadınlara koşacaktır.

5- Bizden süper kahraman çıkmaz. (Çok çok 'En Kahraman Rıdvan' gibi kendini komik duruma düşüren ve bu nedenle ancak mizah dergilerinde kendine yer bulabilen beceriksizler 'süper' kahramanlığa heveslenir)

6- Bizden, profesör veya bilim adamı gibi kişilerden yardım ve destek alan kahraman da çıkmaz. Türk çizgi-roman kahramanı aptal veya cahil değildir ama, okumuş-yazmış adamlarla işi olmaz. Onları mesela kütüphanede bir araştırma yaparken göremezsiniz. Okumuş-yazmış entellektüeller, Türk çizgi-romanlarında eğer dost taraftan iseler, zayıf ve güçsüz; eğer düşman taraftan iseler daima kötü niyetli ve habistirler. (Halkımız, okumuş-yazmış kişilerden pek hazzetmediği ve onlara güvenmediği için, olmalı)

Necdet Şen'in 'Hızlı Gazeteci'si bu tanıma uymuyor. Ama onu istisna olarak düşünüyorum. Bir de Galip Tekin veya Kemal Aratan'ın çeşitli mizah dergilerinde yayımlanmış bazı çizgi-romanları varsa da, bunlar SERİ değildi. Münferit maceraların ve sadece o maceralara özgü kahramanların -yani bir maceralık kahramanların- canlandırıldığı çizgi-romanlardı. Onları da istisna olarak almak mümkündür.

* * *
Türk çizgi-romanı bir 'geçişin' sonucudur. Önceleri gazetelerde tefrika romanlar yer alıyordu. Hani bilirsiniz, 'arkası yarın' formatında gazetelerde yer alan romanlar. Her gün, romanın sadece bir kısmı. O sıralar da bir takım polis dedektifleri de roman kahramanı oldularsa da, pek ilgi görmediler.
Sonra "pehlivan tefrikaları" başladı. Evet, işte bu: KUVVETLİ TÜRK, rakiplerini yere çalan kahraman prototipi. Bunun bir okur kitlesinde yankı bulması yayıncılara gösterdi ki, "tarihte" Türk milletinin şimdikinden daha kahraman olduğuna dair ideolojik bir nostalji, tiraj olarak geri dönmektedir. (Çetin Altan buna "Türk'e Türk propagandası yapmak" der)

Fakat okuma özürlü Türk okuyucusuna (?!) sadece 'yazılı' pehlivan tefrikası yetmiyor. Tirajı biraz daha yukarı çekmek için ne yapacağız peki?
Bu okurlar en son ne zaman ellerine kitap almışlardı? İlkokul 5. Sınıfta…
Nasıldı o kitap? Resimli hikaye kitabı..
Hah, tamam işte size formül… 

1950'li yılların sonuna doğru gazetelerde yer alan tefrika romanlar 'resimlendirildiler'.
Nasıl mı? Diyelim ki o gün 10 paragraf yayınlayacaksınız. Üç tane de kare çizersiniz.
Yetmedi mi? O zaman o resimlere bir de konuşma balonu ekleyeceksiniz.

Sonraları bu tarz "resimli" romanların bazıları o kadar ilgi gördü ki, münferit olarak da basılmaya başlandılar. Kimisi hep gazetelerde kaldıysa da, bazıları sinemaya uyarlanacak kadar çok sevildi.

İşte Türk çizgi-romanı böyle doğdu. Roman okuma, edebiyat vs. ile normalde ilişkisi olmayan bir kitleye 'hikaye pazarlama' taktiği olarak.. 

Aslında yayıncı açısından düşünülecek olursa, son derece akıllıca ve başarılı bir taktik olduğunu söylemek gerek. Ama, Türk çizgi-roman okuyucusunun, yabancı çizgi-roman okurlarından farkını da işaret etmemiz yerinde olacak. Çünkü çıkış noktaları arasında farklar vardı.

* * *
 
Fatih'in Fedaisi Kara Murat ve Malkoçoğlu kendi tiplerinin prototipleri olup, gazetelerde yayınlanırdı. Sonradan bunların çok sayıda taklidi Burak Bey, Doğan Bey, Doğan görünümlü Şahin Bey vs. gibi isimler altında boy gösterdi.

Abdullah Turhan yetenekli bir ressamdı, yazarları farklı olan birden fazla kahramanı resimledi. Hatta kendisi de Tarkan'ı andıran (sarışın , Orta Asya Türkü) Tolga'yı yarattı. Tercüman çocuk dergisinde yayınlanan Tengiz, kısa bir süre çıkan Bahadır gibi kahramanları da saymaya kalksak bu işin sonu gelmez.

Ama üç tanesi var ki, bahsedilmesi şart: Sezgin Burak'ın Tarkan'ı, Suat Yalaz'ın Karaoğlan'ı ve Ali Recan'ın Yüzbaşı Volkan'ı...